![]()
Haksız çıkmamak için hakikati çiğnerken, kendini çiğnediğinin farkına varmıyor insan. Fotoğraf çekenlere düşen ışığı yüzüne değil arkasına almaktır.Kendi yüzü parlasın diye hakikatin resmini güneşten mahrum bırakanların akıllarına gelmiyor, resimdeki karanlıkta bencilliklerinin çiğ ışığını aramak. Hakikatin yüzü parlamadıkça her flaşın ruhlarına yeni gölgeler ekleyeceğinden habersiz poz veriyorlar art arda. Tebessümün kurtaramayacağı kareler bunlar. Nefsin hakikati ortaya çıkarma iradesini zayıflatmasıyla beraber ihtilaf rahmet olmaktan çıkar. Bu yüzdendir ki mezhep imamları peşlerinden sürükledikleri kitlelerin taraftarlıklarını keskinleştirmeyi tehlikeli bularak, onları hakikatin farklı yüzleriyle tanıştırma yoluna gitmişler, müntesipleriyle aralarındaki bağ yerine, müntesipleriyle hakikat arasındaki bağı güçlendirmeyi tercih etmişlerdir. Yolun geniş olduğunu gösteren bu söz ve davranışlarda yalnız takipçilerin değil nefsin de terbiyesi söz konusudur. Meddahların yüzüne toprak saçmak yerine kendi yüzüne toprak saçarak meddahları etkisiz hale getirmek ancak yüksek ruhların altından kalkabileceği bir eylemdir.Rol çalan değil rol dağıtan, görünmeye çalışan değil göstermeye çabalayan bu kahramanların bir vakit dünyada nefes alıp vermiş olmalarını, yeryüzünün hâlâ yaşanabilir bir yer olduğunun işareti saymaktan bizi alıkoyan nedir! Sahip oldukları hazinelerin tellallığını yapmak şöyle dursun, bu hazineleri saklanması gereken bir gömü muamelesiyle gözlerden uzak tutmaya çalışan bu ruhları çorak topraklarımıza yeniden davet etmekten bizi alıkoyan nedir! Kuraklığın sona ereceğine dair ümidimizi -yağmur bulutlarının üzerimizden kafileler halinde geçmesine rağmen- yaşatmaktan bizi alıkoyan nedir! Leys b. Sa’d anlatıyor: Medine’de Malik’le karşılaştım. “Bakıyorum alnının terini siliyorsun.” dedim ona. Bana “Ey Mısırlı Ebu Hanife’yle birlikteyken terledim. Şüphesiz o, tam bir fıkıh âlimi!” dedi. Daha sonra Ebu Hanife’yle karşılaştım. “Malik’in senin hakkında söyledikleri ne güzel.” deyince, İmam Malik hakkında şunları söyledi: “Ondan daha hızlı cevap verene ve ondan daha iyi eleştirene rastlamadım.”İmam Şafii, İmam Ebu Hanife’nin kabri yakınında bir yerde namaz kılarken, kıyamı uzun tutmak kendi mezhebine göre sünneti müekkede olduğu halde bunu yapmamıştır. Kendisine neden böyle yaptığı sorulduğunda: “Ebu Hanife’nin yanında ona nasıl muhalefet ederim” demekte bir an tereddüt etmemiş, hakikatin farklı yüzlerinden birini daha müntesiplerine göstererek yüzünü bir an parlayıp sönecek geçici aydınlıktan korumaya çalışmıştır. İmam Malik’in telif ettiği “el- Muvatta”nın Müslümanlar arasında ilk fıkıh ve hadis kitabı olarak yüceltildiği bir dönemde, halife Mansur, fıkhî ihtilafları ortadan kaldırmak amacıyla Muvatta’yı çoğaltarak çeşitli yerleşim merkezlerine göndermek istediyse de, buna ilk karşı çıkan İmam Malik olmuş, “Ey müminlerin emiri bunu yapma! İnsanlar daha önce de başka fıkhî görüşlere sahip olmuşlar, çeşitli hadisler işitmişler ve birçok rivayetlerde bulunmuşlardır. İnsanları serbest bırak. Her belde kendisi için uygun gördüğünü seçsin.” sözüyle yerkürenin onurunu yükseltmiştir.İmam Ahmed b. Hanbel’in, burun kanaması ve hacamat nedeniyle abdest alınması gerektiğine dair fetvasının çocuklarca bile bilindiği bir devirdir ve ona bir gün, “İmamın bir tarafı kanar ve abdest almazsa, arkasında namaz kılınır mı?” diye sorulmuştur. İmam Ahmed fetvasını tekrarlamak yerine, Müslümanlar arasında çıkarılabilecek fitneyi sezerek, “Nasıl olur da İmam Malik ve Said b. el- Müseyyeb’in arkasında namaz kılmam.” diye cevap vermiş, bu ferasetiyle söndürmüştür kıvılcımı sıçramadan kutsala. İslam toplumunun geleceği söz konusu olduğunda, bütün sözler ebedi hakikatlerin parlaması için gölgelerini arkalarına alırlar. İntisabın fani akıllara değil, baki ayetlere olduğunu hatırlatan bu erdem sayfaları içinde İmam Şafii’nin Ahmed bin Hanbel için yazdığı şu mısralara da rastlıyoruz:“Ahmed mi seni ziyaret eder, sen mi onu dedilerDedim ki, yer ayırmaz konaklarken erdemlerBeni ziyaret ederse bu onun erdemidirBen, gitsem, erdemi için giderim onaDemek ki erdem onundurHer hâlükârda”Erdemin adresini soranları şaşırtalım kendimizden başka herkesi göstererek. Tek hakikat kazansın zaferi. Madalyanın kimin göğsünün üzerinde parladığının ne önemi var!