![]()
Şubat ayında Nice Matin gazetesiyle yapmış olduğu bir röportajda ‘Banyoda kendi kendime şarkı söyleyemediğim için üzülüyorum. Ama toplum içinde şarkı söylemek konusunda üzgün değilim. Bunu fazlasıyla yaptım, büyülü ânlara tanık oldum’ demişti. Georges Moustaki! Doğru söylüyordu. Onu dinlerken benim büyülendiğim ânlarıma tanık olmadı ama, bir büyücü olduğunu biliyordu. Tıpkı Valery’nin Baudelaire için söylediği gibi: Onun müziğinde bir, la production du charme, bir büyü üretimi vardı… Moustaki öldü! Ama sesi dipdiri duruyor yanıbaşımda;- ‘Le Meteque’i, yıllarca hiç bıkmadan, usanmadan, sadece plaktan ya da CD’den değil, ama içimden de dinledim. Evet, Moustaki öldü, ama şarkıları, Cahit Külebi’nin bir şiirinde söylediği gibi değildi, ‘fakat içimdeki şarkı bit[memişti]’!.. O yaz büyük bunalımlar yaşayarak Bodrum’a, Yahşi Yalısı’nın o yıllardaki sessizliğine gittiğimde, içimde sadece Moustaki’nin Le Meteque’ini, Mozart’ın K299’unu ve Kenny G’nin saksafon solosunu götürmüştüm. Belleğimde ve kasetçalarımda onlar vardı. Kasetçalar sustuğunda bellekteki [‘içimdeki şarkı’!] başlıyor ve bu, hep böyle sürüp gidiyordu. ‘Geçmiş Yaz Defterleri’ndeki birçok bölümün başında epigraf olarak Le Meteque’den dizeler almıştım: ‘Moi, qui ne reve plus souvent’ [‘Ben, artık sıklıkla rüya görmeyen’], ‘Le Soleil de Tous les Etes’ [‘Bütün yazların güneşi’] ve başka dizeler: Ve özellikle şu: ‘Araf’tan kaçabilmek için artık en küçük bir necat [salut] şansı olmayan ruhumla’… [Avec mon âme qui n’a plus la moindre chance du salut pour éviter le Purgatoire] Le Meteque, bir şarkı değil, pörsümüş, buruşuk ve soluk bir ruhun dirimini sağlayan bir yaz güneşiydi sanki. O yaz güneşinde, Yahşi Yalısı’nda, kıyıda, kumsalda açılan bir kum lalesi gibi dirilmiştim. Müziğin sağaltım gücünü bana başta Moustaki’nin Le Meteque’i, bütün öteki müzikler kanıtlamıştı: Tâ eskilerde bir Darüşşifa’nın ferah ve aydınlık avlusuna sonunda, ruhunun ve Darüşşifa’nın loş odalarından çıkıp yaz güneşiyle buluşmuş [‘his var mı bu âlemde nekahet gibi tatlı’] biriydim artık… Sonunda, bana, o dizesinde olduğu gibi, bir kurtuluş, bir necat [salut] olanağını veren, yine Moustaki olmuştu;- hem de Araf’tan kaçınma konusunda en küçük bir şansım yokken… Beni sağaltan o müziğin sahibini, ilk kez, yanılmıyorsam 1999 yılıydı, yine bir yaz gecesi, Rumelihisarı’nda dinlemek bahtiyarlığını yaşamıştım. En ön sırada oturuyordum ve onun, Moustaki’nin Le Meteque’i söyleyişine tanık oluyordum. Bilemiyorum, belki de o, Nice Matin gazetesine verdiği son demeçte, ‘büyülü ânlara tanık oldum’ derken, o yaz gecesi Rumelihisarı konserinde, en ön sırada oturan, ondan iki yaş küçük, yaşlı adamın büyülenmişlik ânlarını anımsıyordu. Kimbilir? Moustaki öldü: Şimdi o bir yaz denizi gibidir...