![]()
ABD Merkez Bankası’nın (FED) tahvil alım programının kaldırılması ya da kaldırılma ihtimali Türkiye açısından altın bir fırsatı beraberinde getirdi: Senelerdir trend olarak reel değeri artan Türk Lirası’nın daha makul reel değerlere gerilemesine yol açtı.Bu fırsattan yararlanılırsa Türkiye uzun vadeli ihracatçı pozisyonunu güçlendirir.Türkiye’nin enflasyonunu yüzde 7, ABD ve Avrupa gibi pazarların enflasyonunu yüzde 2 kabul ederseniz, kuru nominal olarak istikrarlı hale getirdiğiniz anda kurunuz ayda yüzde 0,4, senede yüzde 5 oranında reel değer kazanacak demektir. Verimlilik kazancı farkları bu açığı kapatamaz. Siz de bu durumda ihracat gücünüzü kaybeder ithalata kapı aralamış olursunuz.Paranın değerinin düşmesi: Bir tabuYerel paranın değerinin düşmesi birçok ülkede bir tabudur. Değer düşerse, yani örneğin Türkiye için bir dolar 1,80 TL yerine 1,95 olursa ülkenin ekonomik gücü düşmüş ve başarısız olunmuş gibi bir algı oluşuyor birçok ülkede. Batı basınında ve finansal çevrelerde kur “dayak yedi” cinsinden yorumlar yapılıyor.Oysa Japonya gibi ihracatçı ülkelerde hükümetler kurun değer kazanmasına karşı çıkıyorlar. Abenomics buna en yeni örnek. Zira, kur değer kazanırsa ihracatçılarının rekabet gücünü kaybedeceğinin farkındalar. İhracatçı ihracat yapamazsa tasarrufçu Japon sosyolojisi iç talebi zayıflattığı için ülkenin ekonomik çarkları yavaşlıyor. Bu da istenmeyen bir şey.Ancak Japonya gibi ülkelerle Türkiye gibi ülkeler arasında önemli bir fark var. Japon enflasyon oranları ABD, Avrupa gibi pazarlardaki enflasyon oranlarıyla aynı ya da daha düşük. Yani yen-dolar ya da yen-Euro gibi parite hareketleri doğrudan reel kura paralel hareket eder. Hatta yen enflasyonun dolar ya da Euro enflasyonundan düşük olduğu zamanlarda paritenin aynı kalması bile Japon Yeni’nin reel değerinin düşmesi manasına gelir.Türkiye gibi enflasyonun ABD ve AB ülkelerinden yüksek olduğu ülkelerde ise nominal kur değişmediği zaman reel kur otomatik olarak değer kazanır. Bu değer kazanma, birikimli olarak devam ettikçe ihracatçının rekabet gücü düşer.Türkiye’nin derdi: Aşırı değerli kurTürkiye’nin sorunu aşırı değerli kur. Kur değerli olunca ihracatçı dış pazarlarda rekabet gücünü kaybediyor. İhracat olması gerekenden az olunca yerli şirketler yapmaları gerekenden daha düşük satış yapıyorlar. Bu da olması gerekenden daha düşük istihdam, işletme ve çalışan geliri ve tabii düşük vergi geliri demek. İthalat yapınca da vergi gelirleri artıyor; ancak bu sürdürülebilir değil.Kurları zayıf tutarak ihracat sürekli artırılabilir mi? Hayır. Ancak kurlar değerli kaldıkça ihracat “denge seviyesine göre” düşük kalır, ithalat da yükselir. Yani, mesele kuru düşürmek değil; aşırı değerlenmesine engel olmak. İhracat düşük olursa dış ticaret açığı ve dolayısıyla cari açık artar. Bu, yurtdışındaki şirketlere Türk halkı ve şirketlerinin borçlanması demektir.Bir ülke ilelebet cari açık veremez; ABD bile. Kısa vadede cari açık yurtdışından giren sermaye tarafından kapatılır; yani yabancılar tarafından satın alınan Türk tahvil, bono vs. gibi portföy ürünleriyle ya da doğrudan yabancı yatırımlarla. Ancak sonuçta yurtdışından aldığınız mal ve hizmetler sattıklarından fazlaysa (dış ticaret açığı/cari açık) karşılığında yurtdışına borç senetlerinizi verirsiniz, yani yurtdışına borçlanırsınız. Eğer cari açık doğrudan yatırımla finanse edilirse, bu kez de bir süre sonra yabancı yatırımcılar yurtdışına kârlarını çıkartacakları için yine döviz kaybedersiniz.İşte bu yüzden aşırı değerli kur kötü bir şeydir.Aşırı kur ihracatçıyı ithalatçı yaparAşırı değerli kur orta vadede daha da zararlı bir alışkanlıktır. Neden mi? Çünkü bağımlılık yapar ve ara mallarınızı da ithal etmeye başlarsınız.Ara malı dediğiniz mal da sonuçta bir sanayi ürünüdür. Aynı nihai mallar gibi bu ürünler ithal ediliyor ve ülke içinde üretilmiyorsa bunun sebebi basittir. Sanayici bu ürünleri üretmeyi yeterince kârlı bulmuyordur. Ara malı ithalatının ölçek ya da teknoloji eksikliği gibi çeşitli sebepleri olabilir ancak en önemlisi kurdur.Kur değerli olunca ithal ürünlerin fiyatları sanayicinin bu ürünleri üretmesi için gerekli kârı ortadan kaldırır. İhracatçı bu ara mallarını üretecek yerli üretici bulamaz. Zira, ilgili müteşebbis, bu malları üretmektense ithal etmeyi daha kârlı ve elverişli bulmuştur.Kur aşırı değerli oldukça bu fasit daire derinleşir. Ara malı üreticisi ithalatçı hale gelir; ara malı ithalatı artar.İhracatçı düşük kur ister mi?Bir ihracatçı düşünelim; yabancı para cinsinden banka borcu ve ithal ettiği aramalı sıfır olsun. Örneğin Türkiye’de, böyle bir ihracatçı için 1,90 TL/dolar gibi bir kur mu iyidir yoksa 2,00 mı? Cevap basittir; 1 milyon dolarlık fatura kesen bu ihracatçımız kur 1,90 ise TL cinsinden 1,9 milyon TL; kur 2,00 ise 2 milyon TL girdi sağlayacaktır. Dolayısıyla 2,00’ı, “yüksek kuru”, istemesini bekleriz.Tabii gerçek hayat bu örnekten daha karmaşık. Örneğin ara malı üreticisi yerli de olsa fiyatlarını uluslararası fiyatlardan belirleyeceği için yerli paranın değer kaybetmesi bu ihracatçıyı yine de bir ölçüde (ara malın toplam maliyetlerdeki onayı kadar) olumsuz etkileyecektir.Eğer tersi oluyorsa, ihracatı nispeten düşük kuru tercih ediyorsa bunun sebebi ithal malın bağımlılık yapmış olmasıdır. İthal mala bağımlılık (ve yabancı para borçlanma) arttıkça ihracatçının kafası karışacak ve kurun aşırı değerli kalmaması yönünde gerekli baskıyı yapamayacaktır.Aşırı değerli kur kötüdürGenel prensip şudur: aşırı değerli kur ihracatı hem kısa hem uzun vadede baltalar ve ithalatı özendirir. Aşırı değerli kur, ekonomik büyümenin düşük olduğu yıllarda bile aşırı büyük ticaret açıklarına sebep olur. Aşırı değerli kur, ülke içindeki değil yurtdışındaki istihdama destek olur.Her ekonomide karar alıcıların yapması gereken şey şudur:1. Kısa, orta ve uzun vadede kurun aşırı değerlenmesine mümkün olduğu kadar engel olun.2. Aynı zamanda, uzun vadede ekonominizin yapısını değiştirin; katma değerli, Ar-Ge yoğun, markalı, rakiplerin yapamadığı, fiyatlarını sizin belirlediğiniz ürünleri üretmeye çalışın. Bu dönüşümü gerçekleştirebilirseniz aşırı değerli kurun zararlarını tazmin edebilirsiniz.