![]()
Fransız ihtilâlinden miras modern zamanların eğitim felsefesini ve yöneldiği hedefi en iyi 10. Yıl Marşı’nda şu mısra özetler: “On yılda on beş milyon yarattık!” Bu mısra başta eğitim olmak üzere modern devletin takip ettiği politikaların tümünün “yeni bir insan”, “yeni bir ulus yaratma” amacına yönelik olduğuna işaret eder.Eğitim, söz konusu amacın tahakkukunda etkili bir araç olarak düşünülmüştür. Kilisenin tekelinden kurtarıldığında bu aracın ancak “laik, zorunlu ve parasız” olduğu durumlarda işe yarayacağı hesaplanmıştı, öyle de oldu. Süreç bireylerle sınırlı değil, belirgin hedefinde toplum da var. Eğitime tabi tutulacak insanların ve toplumların değerler dünyasına önem verilmez, onların inançları, tarihsel tecrübeleri, kendilerine özgü refleksleri referans alınmaz; aksine söz konusu değerlerin dönüştürülmesi hedeflenir.Türkiye özelinde eğitimin koordinatlarını şöyle sıralayabiliriz: a) Devletin merkezinde her şeyi kontrol eden sert bir çekirdeğin tahkim edilmesi; b) Merkezi aygıtın imkân ve avantajlarını kullanan bir zenginler/imtiyazlılar zümrelerinin oluşturulması. Her iktidarla rol alan yeni zümre devlete sahip olduğunu düşünürken, aslında kendini devletleştirir. c) Merkeze itaat eden homojen bir toplum ve tektipleştirilmiş insandan müteşekkil nesillerin yetiştirilmesi. Kiminin modeli “laik ve seküler”, kimininki “dindar ve diyanetçi” nesildir, ama her ikisi aynı işlemin ürünüdür, aynı siyasal aygıtın imtiyazlı insanlarıdır. d) Merkezi dolaşımın ideolojik/kültürel meşruiyetini ve sürekliliğini sağlayacak bir “aydınlar ve akademisyenler zümresi”nin yetiştirilmesi.Herkesi eğitmek zor olabilir, ama devletin asli yönelimi tek bir fert kalmamak üzere yurttaşların tamamını eğitim işleminden geçirmektir. Zira “Eğitemediğiniz insanlara katlanmak zorundasınız.” Şu veya bu farklılıktaki insan gruplarına katlanmak istemiyorsanız, herkesi eğiteceksiniz. Eğitim şart!Tevhid-i tedrisat (eğitimde birlik) merkezden kumanda edilen monolotik bir toplum ve ulus var etmeyi sağlayacak kanuni düzenleme idi. Bu sayede bürokratik merkez topluma bir şekil vermek istedi. Fransızların 3. Cumhuriyet döneminde geliştirdikleri “eşsiz okul projesi” bizde Tevhid-i Tedrisat olarak varlık buldu. Bu sayede cumhuriyet yıktığı saltanatın yerini alacak yeni bir oligarşi üretmeyi murad etti. Toplumsal yarar, belirlenmiş ideolojik ve politik çerçeveye göre ayarlanınca eğitimin verimli ve rasyonel olması ikinci derecede önem kazanır. Bireyin ve toplumun algı dünyasına birtakım değerler ve davranış kalıpları yerleştirmek amaç olunca eğitimde değer ve kalite önemini kaybeder. Değer ve kalitenin kriteri ideoloji ve modern devletin yönelimleri olur. Bu şekliyle eğitimin meşruiyeti resmî ideolojiye hizmet eder. Şu var ki demokratik toplumda partiler seçimle iktidara geldiklerinde her parti resmî ideolojiyi kendince yeniden tanımlar, böylelikle kendi felsefesini ve politik ideolojisini resmi ideolojiyle uyumlaştırarak politik ve ekonomik gücünü devam ettirir.Sadece Türkiye’de değil dünyada eğitim rafine veya kaba olarak ideoloji bağımlıdır. Referans aldığı çerçeve Aydınlanmanın felsefi varsayımlarıdır. Alternatif kabul etmediği için açık veya kapalı özünde jakobendir. Demokratik değildir. Bireyin, ailenin veya sivil grup ve cemaatlerin tercihlerine kapalıdır. Devlet iktidar felsefesinde olduğu gibi eğitimde ortak (şerik) kabul etmez. Kendi müfredatını daha başarılı uygulayan özel eğitimi kendine rakip görür ve bir yolunu bulup tasfiye etmek ister. Sekülerdir, sekülerliğini bilim ve bilim adamıyla sürdürür.Hıristiyanlık ve Yahudilikte dinî kurumun denetiminde din adamı yetiştirilir. Çin’de amaç devlet adamını yetiştirmek, geleneklerin bilinmesini sağlamaktır. Grekler için de eğitim yönetim içindir. İslam’da bilgi (ilim) öğrenmenin gayesi elde edilen bilgiyle amel etmek, dünya ve ahiret mutluluğunu tahsil etmektir. Kişi lehinde ve aleyhinde olanları ancak ilimle bilebilir. Otorite herhangi bir kuruma bağımlı olmayan ulemadır; ilim sivildir, kapısı herkese açıktır. Klasik ulus devlet “iyi yurttaş” yetiştirmeyi hedefliyordu, neoliberal devlet piyasayla uyumu hedeflemektedir. Müslümanlar öncelikle adına “eğitim” denen bu aracın kendi âlem tasavvurları, hayat felsefeleri ve varoluş gayeleriyle ne kadar uyumlu olabileceği konusu üzerinde düşünmelidirler.