![]()
Başbakan son grup konuşmasında esti gürledi: “Bedeli ne olursa olsun, Mısır halkının yanında durmaya, Mısır’daki askeri darbeyi ve insanlık dramını dünyaya anlatmaya devam edeceğiz. Biz Mısır halkıyla sadece elçileriyle değil, birbirine karşı olan kalplerimizle irtibatlı haldeyiz.”Bunun üzerine Hasan Cemal şunları yazdı: “Erdoğan ‘Hem demokrasi deyip, hem de Mısır’daki darbe yönetimiyle iş tutanlardan olmayacağız’ diyor. Evet, Mısır’da demokrasi yok, peki Suudi Arabistan’da, Sudan’da, İran’da, Azerbaycan’da, Körfez’deki Arap ülkelerinde, Rusya’da, Çin’de, Şanghay Örgütü üyelerinde var mı demokrasi?.. Eğer demokrasi diye bir derdin varsa, Mısır’daki askeri darbeyi elbette eleştireceksin. Ama bir ülkenin Başbakan’ı olarak nerede durman gerektiğini de iyi bileceksin. Eğer bu ince ayarı yapamazsan, dış politikada ülkenin manevra alanını daraltırsın, giderek yalnızlaştırırsın. Bu da zaman içinde ülke çıkarlarını olumsuz etkiler.” (“Türkiye’nin Tayyip Erdoğan problemi gitgide büyüyor!” T24, 27.11. 2013)Bunları okuyunca, yaklaşık 3 yıl önce yazdığım ve Hasan Cemal’in dış politikada “ince ayar” dediği şeyin ne olduğunu oldukça iyi anlatan yazıyı andım. Eski yazılarımdan alıntı pek âdetim değildir, ama o yazıdan, hem de uzunca bir alıntı yapacağım:“Uluslararası ilişkilerin oyuncuları olan devletler ile toplumsal ilişkilerin oyuncuları olan bireylerin davranışlarının birbirinden çok farklı olmadığı söylenebilir. Bireylerin hem bağlı oldukları değerler ve ilkeler, hem de çıkarları vardır ve normal olarak (yani genellikle) başka bireylerle kurdukları ilişkilerde bu ikisini dengelemeye çalışırlar. Devletler de normal olarak (yani genellikle) sadece rejimleri kendilerine benzeyen ülkelerle değil, siyasi, ekonomik ve güvenlikle ilgili çıkarları gereği, kendilerine hiç benzemeyen, üstelik siyasi değer ve rejimlerini tasvip etmedikleri devletlerle de ilişki kurar ve geliştirirler…“Türkiye de, elbette ki kurulduğundan bu yana, diğer bütün devletler gibi çıkarları nedeniyle siyasi değerleri ve rejimleri benzemeyen ülkelerle ilişki kuruyor. AKP hükümeti döneminde, izlenen çok yönlü dış politika nedeniyle, gerek devletler gerekse toplumlar arası boyutlarıyla Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinin her yöne yayılmakta olduğu bir gerçek. Ankara bir yandan ekonomik çıkarlarını ilerletmek, bölgesinde barış ve istikrara katkıda bulunmak için çaba harcıyor; öte yandan, özellikle son birkaç yıldır, her zaman mazlumların yanında yer alacağını söylüyor. Bütün bu amaçlara hizmet eden bir dış politika izlemek, değerlerle çıkarları dengelemek kolay bir iş değil; birçok güçlükle karşılaşıldığı, karşılaşılacağı muhakkak. (“Dış politikada değerler ve çıkarlar dengesi,” Zaman, 24.02.2011)Dengeyi ya da ince ayarı kaçırmanın maalesef ulusal çıkarlar açısından ağır bedeli olabiliyor. İsrail ve şimdi Mısır ile alt düzeye inen diplomatik ilişkiler, Suriye’deki rejimle diyalog kapılarının tümüyle kapanmasının ulusal çıkarlara ne kadar hizmet ettiği haklı olarak soruluyor. Mısır’da Müslüman Kardeşler’in kendisi darbe yönetimiyle diyalog ararken, Ankara’nın Mısır’la kalbi bağları bir an önce demokrasiye dönülmesini temin için diplomatik çaba harcamasını gerektirirken, Kahire ile diyaloğu kesmenin ne mantığı olabilir sorusu da elbette ki yerindedir.Dış politikada dengeyi ya da ince ayarı kaçırmamak için gözetilmesi gereken uluslararası hukuk normlarını ise geçenlerde Dr. Cenap Çakmak mükemmelen izah etti. (“Mısır Türk Büyükelçiyi niye gönderdi?” Zaman, 26.11.2013)