![]()
21 Kasım 2013’te Deutscher Dialogpreis (Alman Diyalog Ödülü) Berlin’de Tagunszentrum Kongre Merkezi’nde verildi.Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül Berlin’e geldiğinde, Almanya’nın eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff, Tagunszentrum’daki salonu konuşması için tahsis ettirmişti… Ödül verilen beş kişi arasında, literatür dalında Feridun Zaimoğlu’na da ödül verildi.. Katıldığımız bu programdan sonra Berlin’deki hizmet ve eğitim mahallerini ziyaret ettim… Bir eğitim gönüllüsü Ali Bey, gelişmelerle ilgili yapılan fedakârlıklardan ve iyi niyetli üst seviye insanlardan bahsetti. Bilhassa Almanya’nın doğu bölgelerinde eğitim gönüllülerinin ve hizmete adanmışların fedakârlıklarına karşılık, çıkarılan engellerinden söz etti. Hıristiyan Demokratlardan bir siyasetçi daha önce verdiği desteklerden sonra, gelişen hizmetleri görünce, memnuniyetini ifade etmiş, sonra da; “Bakıyorum ki, sizin burada kendi ülkenizden, aleyhinize çalışan birtakım insanlar, dernekler, iki de bir de gensoru ile üzerinize gelenler, ayrıca onların tahrikiyle aleyhinize geçen bizden kimseler olmasına rağmen, hiç moralinizi bozmadan, devamlı motive olmuş halde işinize bakıyorsunuz, inançla yolunuza devam ediyorsunuz. Bu halinizden çok memnun oluyorum ve sizleri çok takdir ediyorum.” demiş. Arkadaşımız Ali Bey’in bu sözleri beni seneler öncesine götürdü: İzmir’de Gürbüz Ağabey ile ikimizin tanıdığı emekli bir lise müdürü vardı. Emekli olduktan sonra bir araba galerisi açmış, ticaret yapıyordu. Ara sıra ziyaret ederdik. Onu sohbetlere çağırıyorduk, ama söz veriyor bir türlü gelemiyordu. Bir seferinde Gürbüz Ağabey’e “Nasıl geleyim, görüyorsun işim var; müşteriler bekliyor!” demiş… Bu bizim için bir nevi slogan gibi oldu. Hizmet dışı bir şey olunca “İşimiz var; müşteriler bekliyor!.. Biz işimize bakalım.” demeye başladık. Bu Alman siyasinin, Berlin’deki arkadaşlar hakkındaki tespiti hoşuma gitti!.. Aslında biz her zaman böyle olmalıyız. Çünkü bu hizmet, maytap gibi parlayıp sönen bir iş değildir. Binlerce insanın emeğiyle, alın teriyle ve gözyaşı, en mühimi de Allah’ın lütfuyla oluşmuş bereketli bir iştir. İğne ile kuyu kazmak gibi, büyük emeklerle ortaya çıkmıştır. Ve yine iğne oyası gibi, nakış nakış, motif motif işlenmiştir. Bizim her şeyi bırakıp esas işimize bakmamız lazımdır. Senede birkaç defa, bazı zamanlar defalarca imtihanlarla karşılaşabiliriz. Ama hep önümüze bakarak, hedefimizi gözleyerek yolumuza devam ettik, İlâhî desteği hep gördük. Çünkü Üstad Hazretleri şöyle diyordu: “Bir gaye-i hayal (hedef ) olmazsa veya unutulsa veyahut unutulmuş gibi hareket edilse, zihinler ‘ene’lere döner, hedefin etrafında gezerler.” Yani hedefe ulaşmak zorlaşır; hedef yerine sağa sola lâf yetiştirmekle uğraşılır durulur. Çünkü yine Üstad Hazretleri, Eşref Edib’in sorularına cevap verirken, “Karşımda bir yangın var, içinde imanım yanıyor, evladım tutuşmuş yanıyor!..” diyor… İnkâr-ı Ulûhiyetin bütün dünyayı sardığı bir dönemde bizim sadece kendi ülkemizde değil, hem sadece İslâm dünyasında da değil, bütün cihanda çok mühim bir işimiz var… Onun için koşturmak zorundayız. Bir insanın, evladı tutuşmuş yanarken, sağdan soldan engellemelere karşı cevap vermeyi düşünecek vakti bile olamaz. Biz işimize bakalım, bütün cihanda bu işin müşterileri var, onlarla görüşmeye bakalım… Tanışmakta acele edelim; bazen çok mühim müşterileri, zamanında yetişemediğimiz için kaybetmiş olabiliyoruz. Bu kudsî hizmet-i imaniye bize yeter. Biz onun sahibiyiz… Kâbe’nin Sahibi var… O ne yapacağını bilir… Not: Benim adıma bazılarının Twitter kullandıklarını öğrenmiş bulunuyorum. Bunlar kesinlikle bana ait değildir. Bunlardan yazdıklarını silmelerini rica ediyorum. Eğer silmezlerse, hakkımı helal etmiyorum. Onları Deyyan olan Allah’a havale ediyorum. Twitter’daki hesabım @abdullahaymaz’dır. Bunun haricindeki hesaplar bana ait değildir.