![]()
Sanki bir hırsız var sahada! Zaman, hoyratça çalınıyor. Oyunun akışkanlığı engelleniyor. Temposu düşürülüyor. Kalitesi yok ediliyor. Ve izleyicinin seyir keyfi engelleniyor. Futbolun en önemli değerlerinden biri de zaman. Çünkü artık dakikalar değil, saniyeler bu oyunda bazen takım, bazen lig kaderlerini belirliyor. Hele de günümüzde...Top ne kadar oyunda kalırsa aksiyon o kadar fazla oluyor. Gol sayısı o kadar artıyor. İzleyici o kadar heyecan yaşıyor, ödediği paranın karşılığını o denli alıyor.Başta FIFA, tabii ki kıta federasyonlarının en fazla hassasiyet gösterdikleri konuların başında da bu geliyor. Nitekim oyundan süre çalmayı engellemeye dönük kural değişikliklerinin gerisinde de bu hassasiyet yatıyor. Yıllar öncesinde uygulamaya giren kaleciye pas yasağı... İlave sürelerin uygulamaya konulması ve bu konuda titiz davranılmasının istenmesi... Bunlar futbolun durağanlıktan çıkarılıp tempolu oynanması ve topun daha fazla süre oyunda kalması için getirilen önlemler.Peki bu hassasiyetlerin bizdeki yansıması nasıl?Maalesef berbat!Ligimizde oyun, ne yazık ki yalnızca tek devre oynanıyor!Geçen haftanın çarpıcı örneklerini vereceğim size. Önce en çok tartışılan maçtan başlayacağım. Kasımpaşa-Beşiktaş maçında topun oyunda kaldığı süre ne kadar biliyor musunuz? 37 dakika 59 saniye! Zirveye tutunmak için oynayan iki takımın mücadelesinde oyundan çalınan süre tam 50 dakika 1 saniye! Tabii ki top oyunda 90 dakika kalmayacak. Taç, aut, korner, faul atışları, gibi nedenlerle ve makul sürelerde tabii ki duracak. Ama o makul sürelerin toplamı, Kasımpaşa-Beşiktaş maçındaki gibi asla 50 dakikayı da bulmayacak.Devam edeyim... Gaziantepspor-Erciyesspor maçında topun oyunda kaldığı süre 42.52 dakika. Konyaspor- Karabükspor maçında 43.42 dakika. Gençlerbirliği-Galatasaray maçında 45.24, Trabzonspor-Bursaspor maçında 47.08, Fenerbahçe-Akhisarspor maçında 47.09 dakika. 50 dakikanın üzerine çıkan sadece üç oyun var. Sivasspor-Rizespor 50.14, Elazığspor-Antalyaspor 51.26 ve Kayserispor-Eskişehirspor 53.33 dakika. Genel ortalama ne biliyor musunuz? 46.36 dakika!Şimdi gelelim başka bir boyuta... Geçtiğimiz hafta, hani o çamur deryasında oynanan Galatasaray-Juventus maçına. Topun oyunda kaldığı süre ne kadardı? 51.36 Dakika. Ki bu, Şampiyonlar Ligi için son derece düşük bir süre. Ama saha koşullarından kaynaklanan bir mazereti var. Zaten B Grubu’nun o ana dek oynanan en düşük süreli maçı da bu. Diğerleri? 58.33 dakikalık bir süreyi kapsayan Real Madrid-Galatasaray karşılaşması dışında hep 60 dakikanın üzerinde. Mesela Kopenhag-Juventus maçı... Bizde hayal bile edilemeyecek bir sürede, 67.08 dakikada.İkinci maçlar dışındaki Şampiyonlar Ligi gruplarının ortalama sürelerini de vereceğim size. Bir kıyaslamayı yapın ve aramızdaki uçurumun hangi boyutlarda olduğunu görün diye.A Grubu 61.05, B Grubu 61.19, C Grubu 58.53, D Grubu 61.30, E Grubu 62.03, F Grubu 61.03, G Grubu 59.05, H Grubu 63.01.Bizdeki ortalama süre neydi? 46.36 dakika!Futbolda gelişmişliğin göstergelerinden biri de bu topun oyunda kalma süreleri. Üst düzey liglerde ya da organizasyonlarda bu süre 60 dakika etrafında dolanıyor. Bizde ise neresinden bakarsanız bakın, dörtte birlik bölüm oyundan çalınıyor! Öyleyse bu sorunu çözmek için öncelikle hakemlerimize ödev düşüyor. Bu zaman hırsızlığını engelleyebilecek en önemli mercii onlar. MHK’nin eğitimlerinde, hakemlerimizin de yönetimlerinde bu çok önemli soruna çözüm getirecek duruşu göstermeleri sizce de gecikmiş bir sorumluluk değil mi?Federasyon’a ikinci ters köşeDrogba ile Eboue’ye de ceza vermedi PFDK. “Talimatlara aykırılık nedeniyle sevk yapılmışsa da isnat olunan disiplin ihlali oluşmamıştır” dedi ve bir ihtara bile gerek görmeden dosyayı kapattı. Tıpkı Fethiyespor’a da yaptığı gibi. Federasyonu ikinci kez ters köşede bıraktı! Peki ne oldu şimdi? Futbolu yönettiğini zanneden işgüzarlar sayesinde, PFDK’nın bu kararları emsal oluşturacağı için, talimat hükümleri de rafa kalktı! Ve gereksiz yere bir dolu rezillik yaşandı.İkinci kim olacak?Geçen ay, yani 14 Kasım’da yazmıştım. “Fenerbahçe’nin artık tek rakibi var, o da kendisi” demiş ve bu sezon şampiyon olacağı öngörüsünü dile getirmiştim. Ligde gelinen nokta, Fenerbahçe’nin iyice rakipsiz kaldığını gösteriyor. 4 takipçisinin toplamda 43 puan önünde. Kendisi dışındaki 4 şampiyonun ise 55 puan. Şimdi gündemdeki soru ikincinin kim olacağı. Çünkü zirve, bir futbol mucizesi yaşanmazsa şekillendi gibi. Bundan sonraki mücadele, Şampiyonlar Ligi’ne kimin gideceğine dönük. Bir büyük heyecanı erken söndürdü Fenerbahçe. Kasımpaşa, Beşiktaş, Galatasaray, Sivasspor ya da araya sürpriz bir atakla girebilecekler için ise yarış, şimdi başladı!Kural hatası mı, o da ne?Bizde kural hatası olmaz! Her kim ki “kural hatası yapıldı” diyorsa bu tez, havanda su dövmekten başka işe yaramaz! Çünkü hiçbir hakem, raporunda “kural hatası yaptım” demez, diyemez. Kasımpaşa-Beşiktaş maçında Donk’un yaptığı hareketle ilgili de kimse kusura bakmasın ama bu maç tekrarlanmaz! Diyeceksiniz ki kurala göre bu bir penaltı. Doğru, bana göre de penaltı. Lakin yetmez. Zira aslolan hakem raporu ve o raporda da oyunun Donk’un elinde taşıdığı ikinci topu fırlatmadan önce düdüğün çalındığı yazılı. Ancak... Hakemin bu kararı vermek için neden saniyelerce beklediğinin izahı yok! Bakınız, ikinci topun sahaya girdiği an ile düdüğün çalındığı an arasında geçen süre 10 saniye 6 salise. Hakemin ikinci topu fark ettiği andan karar anına dek geçen süre ise 8 saniye 3 salise. Bu süre ne demek biliyor musunuz? Topun dolaşa dolaşa bir kaleden diğerine gidip gol olabileceği sürenin bile fazlası demek. Hakem, bir kararı vermek için 8 saniye 3 salise bekliyor ve düdüğünü ancak çalabildiğini söylüyorsa... Sözün ve yorumun bittiği an zaten başlamıştır ve fotoğraftaki görüntü, çıplak bir kraldır!