![]()
Sen sabrı dayanıklılık testi mi sanıyorsun? Hem o demir mi ki sıcağa dayansın, hem o yüksek tonajlı bir kantar mı ki üstüne konulan her şeyi tartsın!Yokuş mu sanırsın üstelik sabrı sen çıktıkça nihayete ersin. Dahası iniş mi kabul edersin onu ki neşe, sevinç çığlıkları arasında bitsin, son bulsun. Sen sabrı acı karşısında tahammül olarak mı düşünürsün? Acı dinince o da dürülüp katlanır, öyle mi! Dişindeki dünya yükü, o dipli sızı seni önce uykusuz bıraksın, yemekten içmekten elini ayağını geri çeksin, sonra da kaynayıp gitsin, öyle mi düşünürsün? Haydi bunları bildin haydi bunları yaptın. Açlığa karşı dayandın. Susuzluğu yutkuna yutkuna yendin. Günlerdir beklediğin haber gelecek, mutlaka gelecek umuduyla o gerekçe bu mantık sarmalı içinde saati, günü geçirdin. Haberi aldın, ona kavuştun. Borçlar ödendi. Yol tükendi. Açlık güzel bir sofrayla şenliğe döndü. Demir erimedi, ağrıyan yerin bir daha acımadı. Haydi haydi söyle, sen sabrı dayanıklılık testi mi sanırsın? Sabır bir kas ve kemik direnci mi, akıl ve mantık oyunu mu senin gözünde? Takvimle, saatle, metreyle ölçülür mü o? Gelip geçici bir esinti mi?Bir kere düşünsen, bir kere daha düşünsen, dönüp hiç düşünmediğini düşünsen, herkes sabır sabır diye ses verip yan gezerken, sen sabrın hangi sesine hangi çağrısına kapılıp gitmektesin. Kulak dayasan da duymaya çalışsan bir ağacın kökünden dalına yürüyen meyve neşvesini. Rüzgâra bırakılan bir uçurtmanın ipiyle kuyruğu arasında gelip giden yırtılma katsayısını bir hesap etsen. Fiziği, onun kanunlarını devreye soksan bütün hareketleri çözmek, hesaplayıp sonuca kavuşturmak için. Ateşe yaklaştırılmış bir tahta parçasındaki mukavemet, iştiyak mı yoksa direnç mi onu da çözsen. Kimyayı çağırsan güneşin altında kalmış bir tek şeftalideki eriyip uçma kokusunu yakalamak için. O şeftali uça uça nereye gidiyor? Hangi burunda konaklıyor, hangi köşede takılıp kalıyor? Fizik de kimya da matematikle sarmaş dolaş dans edip duruyor değil mi şu yerkürede? Yerçekiminin geçerli olduğu her yerde nasıl olsa kan hızını ölçmek mümkün değil mi? Ölçülebilen şey aynı zamanda kontrol de edilebilir, öyle mi? Haydi durma, durma de, sen sabrı dayanıklılık testi mi sanırsın? Ölçülüp biçilebilir bir şey mi o? Hacmi, ağırlığı mevcut mu onun?Bilirsen sabrın odurKeşiftir dostum, bal gibi keşif yolculuğudur sabır dediğin. Dayanma değil bilme halidir. Evrim ve sürekli oluştur sabır dediğin. İnsan, bile keşfeder, sabrın altın ülkesine yol alır da orada uyku ile uyanıklığın, orada açlık ile tokluğun orada yoksulluk ile zenginliğin, orada bilgi ile cehaletin hesabını yapmaz. İrfanı, izanı bulur. Vicdana sığınır. Kısmete teslim olur. Der ki içimden hep bir yankılı ses, ‘bilirsen sabrın odur’. Bildiğindir sabrın senin. Çocuğunun istenmedik bir davranışına, konuşmasına sahip olan baba, sadece görüp duyduklarını değil keşfettiklerini göz önünde tutarsa, tebessüm eder, sözün vaktini bekler. Telaşa düşmez. Sabır odur. Bilir ki o hem yaşamış ve tecrübe kılmıştır ki, hayat genelde kendisini sürükleyip getiren, taklit eden, yağmurun yağmur, karın kar olması gibi şekil değiştirmeyen yinelenmeler toplamıdır. Bu sebepten olacak bilen hoca öğrencisinin yanlışına hiddetlenmez, bilen hakim yalancı şahidin sözlerine göre hüküm vermez, bilen âşık sevgilinin cilvesine, nazına göre yese düşmez. Keşif bir sonsuz evrendir ki dostum orada sabır ölçülmez, o yolda hızlı giden mesafe kat etmez. Öyleyse sabır iklimini değiştir, sabra yeni elbiseler biç. Tartıdan in. Mukavemeti bırak. Ağırlığı at. Sertlikten kurtul.Sabır, şiiriyetin salkımı gibi gelir meyveleriyle önümüzde durur. Keşif sahibi, kalp, gönül ehli, şiir ve vicdan sahibi olanlar için kasların ve kemiklerin, sinir uçlarının ve kan basıncının, iktidar histerisinin ve mutlak haklılık yuvarlanışının ötesinde bambaşka bir iklim vardır. O iklimi yaşayanlar geri döndüklerinde soru soranlara cevap veremez, duyduklarını sese, yazıya dökemezler. Bir ve biricikliğin, erdemin ve yüce sanatın, yüksek ahlakın ve saf inancın, mutlak sevginin ve ödev duygusunun kabuğuna çekilirler. Dün ile bugün arasındaki boğuntudan çıkıp saf ruh olmanın neşvesiyle geri dönerler. Sen baktığında dönen semazeni görürsün, oysa o çoktan ayaklarını koparmıştır gerekçe bağlarından. Müziğe gir dostum bu yüzden. Orada mukavemet yoktur. Duyuş seni aklının çemberinin dışına çıkarır. Şiire git bu yüzden dostum, dil seni kanına karışarak sarhoş eder. Vicdanı giyin dostum, gecenin ve gündüzün dışında zaman denilen ışıktan bir mermer var. Ne kadar darbe vurursan vur kırılmaz o mermer. Sabır, kırılanda değil kırılmayanda saklıdır bu yüzden. Eğilip bükülmek, ısınıp soğumak hüner değil o iklimde. Hem insanın mukavemeti başkasına değil kendisinedir neticede.Bilmeyi, sabrın keşfiyle bulduğumuz bilmeyi ölçebilseydik eğer, o yoldan da çıkacak başka yollar deneyecektik ileri geçmek için. Eğer senin sabrın fiziğin kanunları içinden fırlayıp sana çarpıyorsa sana ne gerek! Gözüne sıçrayan cismi karşılamak için kirpiklerin hazır bekliyor. Uzaktan bir taş fırlatılsa bedenin yaylanıp sıçrıyor. Dahası kötülüğü görüyor, dahası yanlışa şahitlik ediyor, dahası zalimin sesini duyuyor, dahası kötünün gelişini haber alıyor da yana mı çekiliyorsun ve dahası buna sabır mı diyorsun? Hesap kitap yapıp susmayı mı seçiyorsun korunmak için? Mağaraya sığınmış adamın donmamak için ne yapacağını bilmesidir sabır. Zalimin ve kötünün önünde eğilmemek için hangi sözü hangi yolu izleyeceğini bilmenin güvenidir sabır. Ve sabır özünde teslimiyeti değil yüksek kurtuluş inancını barındırır. Bil ki, bilmeden sergilenen suskunlukta gizli bir diş bileyişi saklıdır. Ona sabır denmez olsa olsa pusu adı verilir. Sabır hesaplaşmak için değil hesabı kaldırmak için var.Uzaklaştıkça acı olmaktan çıkıyorsaSabır, bir keşif sağanağı gibi yağıyor üstümüze, ona bak sen. Ne açlığın ne susuzluğun, ne acının ne de kederin bir süresi var. Doymanın ötesinde bir doymak sofrası yoksa doymaktan aldığımız lezzeti ne yapalım? Acı canından uzaklaştıkça acı olmaktan çıkıyorsa sen de onu kayıttan düş. Eğer ışık sırf düşmeyelim diye önümüze düşüyorsa onun içindeki sırdan mahrumuz demektir. O vakit karanlığa sabretmenin kıymeti kimin için? Duyduklarımız kulağımızdan değil, gördüklerimiz gözlerimizden değil, adımlarımız ayaklarımızdan değil, seslerimiz ağızlarımızdan değil bu yüzden. Keşfin bilgisiyle gülümsüyoruz. Değil mi; sabır bir bilme eylemidir. Bilmeyenlerin yaptığı ise ya sırasını beklemek ya da fırsatını kollamaktır. Böyle bil.