![]()
Başlık, bir zarafet ve medeniyet timsali merhum Fethi Gemuhluoğlu için (Sadık Yalsızuçanlar ağabeyimiz tarafından) söylenmiştir.İpek bir sicim gibi incelikli dil, berrak bir zihin değil sadece merhumu değerli kılan, muazzam bir tefekkür ve basiret. Büyük bir öngörü insanıdır Fethi Gemuhluoğlu. Bu nedenle merhumun medeniyet ideali ve perspektifi çok mühimdir ve düşünceleri hâlâ geçerliliğini korur. Yazdıkları, konuştukları çok değerlidir. Hele hele bugün tekrar okuyunca değeri bir kat daha anlaşılır. Merhum üstadın bir konuşması var ki, farklıdır ve günümüz insanını yitiğini anlatır gibidir.22 Kasım 1975’te, yani bundan neredeyse kırk yıl önce ‘Dostluk Üzerine’ yaptığı konuşmadan bahsediyorum. Tamamen irticalen yaptığı konuşmada Gemuhluoğlu, girizgâhında Efendimiz’in (sas) bir hadis-i şerifi ile başlıyor: “Önce refîk, sonra tarîk”. Ve ardından Eşrefoğlu’ndan şu enfes alıntıyı yapıyor: “Yoğ idi levh ü kalem, aşk var idi…”Şu tespit henüz konuşmanın başından: “Kâinât, eflâk aşk üzere, dostluk üzere halkedilmiştir.” Ve akabinde muhteşem örnekler: “Dost ol kişidir ki, öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan gecede Peygamber-i Ekber’in yatağında yatar, O’na Şâh-ı Velâyet denir. Dost ol kişidir ki, Yâr-ı Gâr’dır. Kucağında, mübarek bir emanet vardır. Bütün delikleri elbisesinden muhtelif parçalarla tıkar, son deliğe tabanını dayamıştır. Dost son deliğe tabanını, taban gibi görünen gönlünü uzatandır, gönlü ile orayı tıkayandır…”Bakın insanın doğumuna dair bakış açısına: “Her şey gönülde cereyan ediyor. Ve insanlar, biz zannediyoruz ki, hâl-i cimâ’dan doğuruyorlar. İnsanlar hâl-i cimâ’dan doğmuyorlar. İnsanları gönül döllüyor. Gönül çocukları onun için ayrı oluyor. Ve gönül çocuklarının çoğu onun için “yol evlâdı” oluyor, “bel evlâdı” olmuyor.”Ve muazzam bir perspektif: “Fikre dostluk, tebliğe dostluk… Düşmanlık yok. Tenkide düşmanlık manasına söylemiyorum. Hiçbir şeye düşmanlık söylemeyeceğim. Hiçbir şeye düşman olunmaz. Dostlukları, insanlar ayırırlar. Karşımızdakiler düşman olup olmamakta muhtardırlar.”Hakikate ayna tutarken de gerçekçilikten taviz vermiyor, acı tabloyu olanca çıplaklığıyla adeta yüzümüze çarpıyor merhum, önce tespit: “Uzuvlarımıza da dostluğumuz yok. Kulağımıza dost değiliz. Gönlümüze dost değiliz. Gönlümüz Beytullah değil. Kan deveran ettiren bir uzuv. Biz uzuvlarımızın da hakkını vermiyoruz. Çünkü kendimize dost değiliz… Kendisine dost olmayanlar, gayrıya dost olamazlar. Kendileri ile barışa varamayanlar, gayrı ile barışa varamazlar... Tarihe dost değiliz. Coğrafyaya da dost değiliz.”Ardından çözüm: “İnsanın uykuya sırt çevirmesi lâzım... İslâm milletinin insanı, yeniden bir “ba’sü ba’de’l-mevt” sırrını yaşamak istiyorsa, uykuyu kaldırmalıdır. Her şeye dost olalım, hırs-ı mâl ve hırs-ı câha dost olmayalım…”ŞU bakış açısına muhtacız: “Ben aşksız insanlar görüyorum; huzur içinde uyuyorlar, gidiyorlar, gülüyorlar, vitrinlere bakıyorlar; hâlâ büyük büyük pazarlıklar peşindeler, hâlâ büyük büyük ihalelere giriyorlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu felâketi idrak etmiyorlar, huzur içindeler. Onun için onlara küsüm, onun için onlara kırgınım. Onun için, kırgınlıkta bir feyz buluyorum. Çünkü, -vâ’d-i ilâhîde hulf yok, Allah vâ’dinde sâdıkü’l-emîn olduğu için-, Allah diyor ki, “Gönlü kırık olanlarla beraberim”. Onun için gönlüm kırık. Onun için gönlümdeki kırıklığı hiçbir şey, hiçbir şevk, hiçbir neş’e bir mânâda tashîh etmiyor. Bir felâketin eşiğindesiniz. Felâket mukadderdir, lâyetegayyer gibidir. Ola ki, kurbiyyeti olan bir zât-ı akdes iltica ede. Yoksa muhakkaktır.”Fethi Gemuhluoğlu’nun geleceğe bakış ve hissiyatına muhtacız.