![]()
NTV Spor’da Tuğba Dural’ın röportajlarından oluşan Çerçeve programı, spor basınının neredeyse 40 yıl atladığı bir haberi ortaya çıkardı. Bugünlerde Azerbaycan serüvenine başlayan Mustafa Denizli, 1974 yılı yazında Fatih Terim’le birlikte Galatasaray’a geliyormuş ama bir asparagas haber buna engel olmuş…Bunca yıldır ben dahil bir yığın arkadaşımız, ustamız, Mustafa Denizli ile sayısız röportaj yaptık ama bunu öğrenemedik. Belli ki o nezaket gösterip basının uydurma haber yapabildiği gibi bir durumun ortaya çıkmasını istememiş olabilir. Ancak biz mutlaka bir yerlerde konuşulmuş olan konuyu okurlara aktarabilmeliydik.Konunun benim açımdan bir başka can sıkıcı yönü daha var ki Metin Oktay kitabıyla ilgili olarak Denizli ile konuşma gerekliliğini atlamışım. Onun Metin Oktay’la hemşehri oluşu gibi basit bir gerçekten hareketle hem kitabımın bu önemli eksiğini giderir hem de sözkonusu olayı ortaya çıkarırdım.Efendim, olay şu: Malum, Fatih Terim 1974 yılı yazında Galatasaray’a geldi. O gün bugündür de Galatasaraylı. Aradaki Milli Takım, İtalya, Göztepe, Ankaragücü serüvenleri hatta son yaşananlar bile bunu etkileyecek bir durum değil. Buna karşılık Mustafa Denizli, 1983 yılı yazında Sarı Kırmızılı kulübe gelebildi. Kapanışı Galatasaray’da yapmak istemişti. Böylece bugün Türk futbolunun iki yaşayan efsanesi aynı takımda oynama imkanını buldu. O sezonun sonunda Denizli, 1 yıl sonra da Terim futbolculuk yaşantısını noktaladı.Sözü edilen röportajda Mustafa Denizli’nin ‘ilk kez açıklıyorum’ kaydıyla anlattığı olay şu: 1974 yılında Terim’le birlikte Mustafa Denizli de Galatasaray’a geliyormuş ama inanılması güç biçimde bu iş yatmış… Nedeni de uydurma bir habermiş ve işin içinde Metin Oktay da varmış…Metin Oktay değil, ben kralım!Efendim, Türkiye Kupası 1962-63 sezonunda oynanmaya başladı ve ilk 4 sezon Galatasaray kazandı. Hem o yıllarda hem de sonraki dönemde Metin Oktay’ın Sarı Kırmızılı takımıyla Mustafa Denizli’nin Altay’ı şaşılacak bir sıklıkla karşı karşıya gelmiştir. Bu tür maçların yarı finale denk gelen birinden önce Mustafa Denizli’nin haliyle adını vermediği gazetede “Kral öldü, yeni kral benim!” gibisinden bir manşet haber çıkar. Halen gazeteciliği sürdürdüğü belirtilen kişi bunu Mustafa Denizli’ye söyletmiştir.Oysa Mustafa Denizli iflah olmaz bir Metin Oktay hayranıdır. Çocukluğunda onu görebilmek için neleri göze almış, anlatmakla bitmez. Sonrasında da her geçen gün ona olan sevgi ve saygısı artmıştır.Mustafa Denizli, takımının kampında haberi okuduğunda bir avuç zehir yutmuş gibi olur. Ancak yapacak birşey yoktur. Telefon etmeye kalksan koşullar bugünkü gibi değil, üç günde ulaşamazsın! Ne yapacağını şaşıran Denizli’nin üzüntüsüne takım arkadaşları tanıktır.Bu kadarla da kalmaz, Denizli maç sırasında Metin Oktay’a durumu anlatma imkanını kullanmaz. Bunu “Birbirimizden uzak noktalardaydık. Ben de onun gibi takımın golcüsüyüm ve o dönemin futbol anlayışı itibariyle maç içinde hep birbirimizden uzak noktadayız.” diye anlatıyor. Maç başlamadan, devre arasında ve bitiminde niye bunu yapmadığını da es geçerek…İkinci perdede kader ağlarını örer… 1974 yazında Romanya milli maçından dönen takımdaki Fatih Terim’le birlikte Mustafa Denizli’nin de Galatasaray’a gelmesi için gerekli anlaşma sağlanmıştır. Bütün ayrıntılar konuşulur ve iş biter. Sadece resmi imzaların atılmasını için haziran ayını beklemek gerekecektir, o kadar!İşte o arada Galatasaray’da Metin Oktay göreve getirilir ve futbolcu alımı konusunda da haliyle tek yetkili o olur. Gerçi Kral hiçbir zaman kinci biri olmamıştır ve Mustafa Denizli’nin ağzından yazılmış olan o haber aklında bile değildir ama her nasılsa Denizli’nin transferi gerçekleşmez. Denizli de bunu doğal karşılar. Üçüncü perdede her iki durumun üzerinden yıllar geçtikten sonra Mustafa Denizli ile Metin Oktay bu olayı konuşma imkanını bulur. Önce ağlamaya başlayan Denizli’dir. En az onun kadar duygusal biri olan Metin Oktay da ona katılmakta gecikmeyecektir. Üstelik, aynı durum birkaç kez tekrarlanır. Bu muhteşem ikili belli bir sürede nerede karşılaşsa duygusallık tavan yapar.Aslında onların ağlamalarına o haberi yazan arkadaşımızın da katılması gerekirdi ama işin o yönü hakkında bilgi sahibi değiliz; belki de tek başına bir yerlerde ağlamıştır.Biz bundan nasıl bir ders çıkaralım dersiniz?Ek: Konuyu Fatih Terim’le de konuşma imkanı oldu, başka söyleyecek birşey bulamadığımdan ‘Niye hiç çıtlatmadınız hocam?’ diye sitem etmeye çalıştım ama doğal olarak o baskın çıktı: ‘Bu, başkasının sırrı. Onun izni olmadan ben nasıl açıklarım? Siz arayıp bulacaktınız. Böyle böyle birşey varmış, doğru mu, diye sorsaydınız, belki söylerdim…’